Kalıplaşmış Yargılar Nelerdir? Gerçekten Değişen Bir Şey Var mı?
Kalıplaşmış yargılar… Ah, şu laf sokan, tüyleri diken diken eden, bazen de komik olan ama genellikle “gerçekten mi?” dedirten cümleler. Kimseyi kırmak, hadsizleşmek gibi niyetim yok; ama bazen, bu kalıplaşmış yargılara takılıp durduğumda, “Yani, bu kadar mı basit düşünüyorsunuz?” diye içimden geçiriyorum. İzmir’de yaşıyorum ve bu şehirde, kalıplaşmış yargılara rastlamak, bir kafede kahve içmek kadar sıradan. Hatta o kadar sıradan ki, bazen ben bile, “Evet ya, belki de doğru söylüyorlardır” diye düşünmeden edemiyorum.
Evet, bazen kalıplaşmış yargılar o kadar alıştığımız hale geliyor ki, doğruymuş gibi kabul ediyoruz. Ama gerçekte… Gerçekten de değişen bir şey var mı? Gelin, hep beraber bu “gerçeklerden” birkaç tanesini parçalayalım, bolca gülüp eğlenelim.
“Kadınlar duygusaldır, erkekler ise mantıklıdır”
İlk kalıplaşmış yargı, toplumun yıllardır içinde yaşadığı o ezber. Hadi kabul edelim, hepimiz bir şekilde duymuşuzdur, değil mi? Kadınlar duygusal, erkekler mantıklı. Aaa! Vay be! Gerçekten mi? Öyle mi yani? Bunu söyleyenler, ya çok eski kafalı ya da gerçekten bir ilişkiyi anlamış olmamalı. Erkekler mantıklı mı? Hadi oradan!
Bir gün, arkadaşım Ahmet ile sohbet ediyorum. Kendisi oldukça mantıklı, yani öyle olduğunu sanıyor. Şöyle dedi:
Ahmet: “Ya sen gerçekten bana kıskandığını söylesen bile, bunları sadece ‘duygusal’ olduğun için söylüyorsun.”
Ben: “Evet, Ahmet. Gerçekten de, duygusal olmanın en güzel tarafı, gerçekleri görmemek.”
Duygusal olmak bir zaaf mı? Biraz duygusallık, insanı insana yapar. Erkeklerin de bazen gözlerinde pırıltı olmuyor mu? Ya da kendi iç dünyalarında duygusal fırtınalar yaşadıklarında, “Evet, ben de her şeyimi kontrol ediyorum” diyebilecek durumda mıyız?
“Gençler Ne Anlar Aşk’tan”
Şu kalıplaşmış yargı da gerçekten beni güldürür. “Gençler ne anlar aşk’tan?” – cidden? Yani, bu kadar mı çok şey biliyorsunuz da, bizim anlamamız için yılların birikimi lazım? Hadi, birlikte bir değerlendirelim:
İç sesim: “Evet, tabii, biz aşkı sadece ‘emoji’lerle anlatıyoruz. Ne anlarız ki… Ama belki de, 40 yılını aşk acısına harcamış olanlar, bizlere ilham verir, kim bilir?”
Gerçekten de bu yargı hepimizi küçümseyen bir bakış açısına sahip. Birçok genç insan, aşkı çok farklı bir yerden deneyimliyor. Kimisi derin bir tutkuyla, kimisi ise daha pratik bir bakış açısıyla. Ama sonunda hepsi aynı: bir arayış, bir keşif. O yüzden, yaşları ne olursa olsun, herkesin kendi aşk deneyimi paha biçilemez.
Bir arkadaşım (Emre) bana şöyle demişti:
Emre: “Ya, bu kadar acıyı hak ettik mi? Aşk diye bir şey vardı da biz mi anlamadık?”
Ben: “Abi, biz aşkı anlamadık da, YouTube’dan öğrendik.”
Yani kısaca, her yaştan insanın, aşkı farklı bir şekilde deneyimlemesi, tek bir doğru olmadığı anlamına gelir. Gençlerin de aşkı anlamadığını söylemek, tamamen gerçeği göz ardı etmek olur.
“Evlenince her şey değişir”
Bunu hep duyuyorum; “Evlenince her şey değişir!” Hah, hadi bakalım, değişsin bakalım. Gerçekten de değişiyor mu? İnsanlar, evliliğin her şeyi değiştireceğine inanıyor. Ama ben şu konuda gerçekten şüpheliyim: Ne değişiyor? Sen evlendikten sonra, ilişkiyi ne kadar farklı yaşayabiliyorsun ki? Gece yatak, sabah kahvaltı, sonra 10 tane WhatsApp mesajı ve bir sürü ‘ne zaman eski halimize döneriz?’ sorusu… Hayır, değişen bir şey yok.
Bir gün kız arkadaşımla, “Evlilik hakkında ne düşünüyorsun?” diye konuştuk.
Ben: “Bence evlenince gerçekten değişiyoruz. Ama değişen şey: Yastıkların yerini bir türlü bulamamak.”
O: “Ne demek istiyorsun?”
Ben: “Yani, ilişkideki romantizmi bir yastık kavgası ile değiştirmek, evliliğin özeti gibi bir şey.”
Bence evlenince değişen şey, daha çok beraber geçirilen zamandır, ama bazen sadece beraber uyumak, bazen de birbirinize göz ucuyla bakmak. “Değişim” birazcık daha pazarlama işi gibi. Tabii ki evlilik, beraberlik anlamında yeni bir seviyeye geçiştir, ama her şeyin alt üst olacağını beklemek, çok fazla beklentiye girmek demek.
“İşini seviyorsan, para önemli değil”
Şimdi bir de şu var, “İşini seviyorsan, para önemli değil” diyenler… O kadar iyi niyetli ki! Ama, “Üç kuruşa da olsa, sigortan yatsın” diye içimden geçirmiyor değilim. Hadi ama, para sadece bir araç değil, yaşamın gerçeklerinden biri. Tabii ki işini sevmenin büyük bir önemi var ama bir yandan da faturalar var. Yani, 1.000 TL’lik maaşla “Ben işimi seviyorum” demek, bana göre tamamen deneme amaçlı yapılmış bir sosyal deney olabilir.
Bir gün, bir arkadaşım işinden sıkıldığını söyledi ve ben ona şöyle dedim:
Ben: “İşini seviyorsan, kesinlikle bu iş seni sevmiyor.”
O: “Ya, şimdi sen de…”
Ben: “Bana ‘İşini seviyorsan, para önemli değil’ dedikleri zaman, bir yanımda gülüyor, diğer yanımda kocaman bir bankamatik simgesi beliyor.”
Gerçekten de işini sevmek çok önemli, ama bu, hesabı ödeme yeteneğini kaybetmek demek değil.
Kalıplaşmış Yargılar Nelerdir? Sonuçta… Değişir Mi?
Sonuç olarak, bu kalıplaşmış yargıların hepsi, bizi bir yerden bir yere götürüyor, ama bu “yer”in neresi olduğunu sorgulamak önemli. Ya da belki de en güzeli, bu kalıplardan bağımsız kalmak. Toplumun dayattığı her şeye katılmak zorunda değilsiniz; ancak bazen iç sesimiz o kadar güçlü olur ki, “Ya belki de doğru söylüyordur” diye düşünmeden edemeyiz.
Kalıplaşmış yargılar, bazen farkında olmadan hayatımızı şekillendiriyor. Ama unutmayın, bir yargıyı değiştirecek olan da biziz. Öyleyse, birazcık mizah, birazcık kafa karıştırma ve bolca da “Bu kadar mı?” diyerek bu kalıpları sorgulayalım.