Bir Yaz Akşamının Küçük Acısı
Bugünkü rehber içeriğimizde “Karınca ısırığı kaç güne geçer” hakkında bilinmesi gereken temel detayları aktarıyoruz.
Kayseri’de yaz akşamları hep biraz serttir. Gündüz güneş yakar, gece ise rüzgâr bir anda serinliği yüzüne çarpar. O gün de öyle bir gündü. Günün ağırlığını sırtımda taşıyormuşum gibi hissediyordum. Ne tam yorulmuş sayılırdım ne de gerçekten dinlenmiş. Sanki arada kalmış bir ruh gibi dolanıyordum evin içinde.
Annem balkonda çamaşır asıyordu, ben ise eski bir defterin sayfalarını karıştırıyordum. Yazdığım şeylere bakınca kendimi tanıyamıyordum bazen. Her cümlede biraz eksiklik, biraz arayış vardı. İçimde adı konmamış bir huzursuzluk büyüyordu.
O sırada hissettim.
Küçük bir sızı.
Başta önemsemedim. Ama saniyeler geçtikçe o sızı yerini kaşıntıya bıraktı. Ayağımın bileğine bakınca küçücük bir kızarıklık gördüm. Karınca.
Basit bir şey gibi duruyordu ama insanın zihni bazen küçük şeyleri büyütmeye çok müsait olur. Ben de öyleydim o günlerde.
Karınca Isırığı Kaç Güne Geçer diye düşünürken
İçimden ilk geçen soru buydu: Karınca ısırığı kaç güne geçer?
Garip ama gerçek, o küçücük iz bile beni düşünmeye itmişti. Sanki sadece bir ısırık değildi de, günlerdir içimde biriken sıkıntının dışa vurumu gibiydi.
Ayağımı suyla yıkadım. Biraz ferahladı ama kaşıntı tam olarak geçmedi. İnternetten bakmak geldi içimden ama bakmadım. Çünkü bazen bilgi aramak, insanın kendi endişesini büyütmesinden başka bir şey yapmıyor.
Annem geldi yanıma.
“Karınca mı ısırmış?” dedi, yarım gülümsemeyle.
“Evet,” dedim. “Ama küçük.”
“Bir şey olmaz. İki üç güne geçer.”
İki üç gün.
O cümle kafamın içinde yankılandı. İki üç gün… Basit bir şeydi aslında ama ben o an zamanın nasıl geçtiğini bile kestiremiyordum. Günler bazen çok uzun, bazen çok kısa olabiliyordu. Özellikle insanın içi doluyken.
Küçük Bir İz, Büyük Bir Düşünce
O gece yatağa uzandığımda ayağımın hafif hafif kaşındığını hissediyordum. Sanki bedenim bana küçük bir şey hatırlatıyordu: her şey geçici.
Ama ben o an geçici olan hiçbir şeye inanmıyordum.
Hayatımda bazı şeyler uzayıp gidiyordu. Beklentiler, hayal kırıklıkları, yarım kalmış konuşmalar… Hepsi içimde bir yerde birikmişti. Ve şimdi küçücük bir karınca ısırığı bile bana sabrın ne kadar zor bir şey olduğunu hatırlatıyordu.
Tavana bakarken düşündüm.
“Bir karınca ısırığı kaç güne geçer?”
Belki iki gün. Belki üç. Belki daha az.
Ama içimdeki bazı şeyler neden bu kadar uzun sürüyordu?
Şehir, Yalnızlık ve Küçük Bir Isırık
Ertesi gün dışarı çıktım. Kayseri’nin sokakları her zamanki gibiydi. İnsanlar aceleyle yürüyordu, herkesin bir yere yetişme telaşı vardı. Ben ise sadece yürüyordum.
Ayağımın bileği biraz kızarmıştı ama acı yok denecek kadar azdı. Asıl acı, başka bir yerdeydi sanki. İçimde.
Bir kafeye oturdum. Çay söyledim. Çayın buharına bakarken, hayatımın da böyle dağılıp giden bir şey olduğunu düşündüm. Belki de fazla dramatik düşünüyordum ama bazen insanın elinde sadece düşünceler kalıyor.
Yan masada iki arkadaş konuşuyordu. Gülüyorlardı. Ben onların kahkahalarına bakarken kendi sessizliğimi fark ettim. Sessizlik bazen insanın üzerine oturur, kalkmaz.
Ayağım hafif kaşındı.
Tekrar aynı soru geldi aklıma: Karınca ısırığı kaç güne geçer?
Bu kez cevabı annemin söylediği gibi düşünmedim. Daha çok kendime sordum. Küçük şeyler gerçekten kaç günde geçiyordu? Yoksa biz mi unutuyorduk?
İyileşme Sadece Bedende Olmaz
Daha Fazlası İçin: Kaç çeşit parankima var ?
Üçüncü gün.
Isırığın olduğu yer neredeyse kaybolmuştu. Sadece hafif bir iz kalmıştı. Kaşıntı da geçmişti. Gerçekten de annemin dediği gibi, iki üç gün içinde geçiyordu.
Ama ben o gün fark ettim ki mesele sadece beden değildi.
O küçük ısırık bana bir şeyi hatırlatmıştı: İnsan bazen en küçük şeyleri bile büyütür çünkü içi zaten doludur. Benim içim doluydu. Eksikliklerle, yarım kalmış hayallerle, söyleyemediğim sözlerle.
O yüzden o karınca ısırığı bana sadece fiziksel bir şey gibi gelmemişti. Sanki içimdeki bir boşluğun dışa vurumuydu.
Akşam yine defterimi açtım. Yazmak istedim.
Ama kelimeler bu kez daha farklıydı.
Defterin Sessiz Sayfaları
“Bugün küçük bir şey yaşadım,” diye başladım yazmaya.
“Bir karınca ısırdı ayağımı. Önce önemsizdi. Sonra düşündüm… Karınca ısırığı kaç güne geçer diye.”
Kalem durdu bir an.
Devam ettim.
“İki üç günmüş. Geçti. Ama bazı şeyler geçmiyor. İnsan içinde taşıyor. Ben de taşıyorum.”
Yazarken fark ettim, aslında acı dediğimiz şeyin sadece bedende olmadığını. Zihin bazen en küçük şeyden bile büyük bir hikâye çıkarıyordu.
O an kendime kızmadım. Sadece kabullendim.
Geçen Şeyler ve Kalan İzler
Bir hafta sonra o ısırığın izi tamamen kaybolmuştu. Ayağım eskisi gibiydi. Hatta hatırlamasam, unuturdum bile.
Ama ben unutmadım.
Çünkü o küçük olay bana bir şey öğretmişti.
Hayatta bazı şeyler gerçekten hızlı geçer. Bir karınca ısırığı gibi. İki üç gün sürer, sonra biter. Ama insanın içine dokunan şeyler aynı hızda geçmez.
Bazen bir cümle, bazen bir bakış, bazen küçücük bir an… Günlerce hatta aylarca insanın içinde kalır.
O günlerde fark ettim ki, ben en çok kendimle konuşmuyormuşum.
Kayseri’nin Sessiz Geceleri
Geceleri Kayseri biraz daha sessiz olur. Sokak lambalarının ışığı yere düşer, rüzgâr camdan içeri sızar. O sessizlikte insan kendi sesini daha net duyar.
Bir gece balkona çıktım. Şehir uzaktaydı. Gökyüzü açık ama yıldızlar sönük gibiydi.
Ayağımı hatırladım.
Karınca ısırığını.
Küçük bir şeydi. Ama bana büyüktü.
Çünkü o bana zamanın nasıl geçtiğini, acının nasıl dağıldığını ve insanın kendi içinde nasıl kaybolduğunu hatırlatmıştı.
İçimde Kalan Son Düşünce
O an kendime şunu söyledim:
“Geçen şeyler var. Geçmeyen hisler var.”
Karınca ısırığı kaç güne geçer diye sormuştum ilk gün. Cevabı bulmuştum: birkaç gün.
Ama asıl soru başka bir şeymiş.
İnsanın içindeki şeyler kaç günde geçer?
Onun cevabı yok.
Belki de hiç olmayacak.