Kayseri’de Bir Akşam ve İçimde Biriken Sorular
Kayseri’nin kış akşamları hep aynı hissi veriyor bana. Soğuk hava yüzüme çarparken, sanki içimdeki düşünceler de üşüyor. 25 yaşındayım ve kendimi bildim bileli günlük tutarım. Sayfalar dolusu cümlelerim var; bazen hiç kimseye anlatamadıklarım, bazen de kendime bile itiraf edemediklerim…
O akşam, Elmalı Park’ın kenarındaki bankta otururken, telefonumdan düşen bildirimle irkildim. Arkadaşım Zeynep yazmıştı: “Duruşma ne oldu?”
Cevap vermedim. Çünkü henüz içimde bir cevap yoktu.
Boşanma davası… İnsan kelimeleri yazarken bile ağırlaşıyor. Sadece iki insanın yollarını ayırması değil bu; bazen bir çocuğun kaderi, bazen bir evin sessizliği, bazen de bir annenin ya da babanın eksilmesi.
Ve o gün aklımda tek bir soru dönüp duruyordu: Boşanmada velayet hangi durumlarda anneye verilmez?
Adliyede İlk Gün: Soğuk Duvarlar, Sıcak Duygular
Adliyeye ilk girdiğim günü unutamıyorum. Kayseri Adliyesi’nin koridorları bana hep çok uzun gelir; sanki her adımda geçmişe biraz daha yaklaşırsın. Annemle babamın arasında geçen o soğuk konuşmalar, yükselen sesler, sonra sessizlik…
Babamın yüzü yorgundu. Annem ise çok güçlü görünmeye çalışıyordu ama gözlerinin içinde kırılmış bir şey vardı.
Duruşma öncesi koridorda beklerken avukatın sesi kulağımda yankılandı:
“Velayet meselesinde mahkeme çocuğun üstün yararına bakar. Anne ya da baba olması tek başına belirleyici değildir.”
O an içimde bir şey sarsıldı. Çünkü çocukken hep şunu düşünürdüm: “Bir çocuk annesinden asla ayrılmaz.”
Ama hayat, düşündüğüm kadar basit değilmiş.
Bir Günlüğün İçinden: Annenin Yanında Olmamak Neden Konuşulur?
O gece eve döndüğümde defterimi açtım. Kalem elimde uzun süre bekledim.
“Bugün öğrendim ki…” diye başladım ama devamını getiremedim.
Çünkü bazı gerçekler yazarken bile insanın boğazına düğümleniyor.
Sonra düşündüm… Mahkemeler neden bir çocuğu annesinden alabilir?
Okuduğum dosyalarda, duyduğum hikâyelerde hep benzer şeyler vardı. Bir annenin çocuğa karşı ihmal göstermesi, bağımlılık sorunları, psikolojik rahatsızlıkların çocuğun güvenliğini tehlikeye sokması… Bazen de şiddet ya da çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayamama durumu.
Ama en çok şunu fark ettim: mesele “anne olmak” değil, “çocuğa güvenli bir hayat sunabilmek”ti.
Ve bu düşünce bile içimi ikiye bölüyordu.
Çünkü insan duygusal olarak annesini hep korumak ister. Ama gerçek hayat, duygulardan daha sert kurallara sahip.
Çocukluk Hatırası: Sessiz Bir Ev, Yarım Kalmış Bir Masal
Benim çocukluğum, Kayseri’nin eski mahallelerinden birinde geçti. Evimiz küçük ama sıcak sayılırdı. Ama sıcaklık her zaman mutlu bir ev anlamına gelmezmiş, bunu çok sonra anladım.
Bir akşam annemle babamın tartışmasını hatırlıyorum. Kapının arkasında durmuş, nefesimi tutmuştum. Sesler yükseliyordu.
“Çocuk burada!” diye bağırmıştı annem.
Ama o bile tartışmayı durdurmaya yetmemişti.
O gün ilk kez “ayrılık” kelimesini duydum. O zaman anlamamıştım ama içimde bir şey kırılmıştı.
Yıllar sonra adliye koridorlarında bu kırığın nedenini daha iyi anladım.
Velayet Dosyaları Arasında Kaybolmak
Bir süre avukatların yanında staj gibi bir şey yapmaya başlamıştım. Aslında resmi bir görev değildi, sadece merakım yüzünden gidip geliyordum.
Orada gördüğüm dosyalar, hayatın en görünmeyen yüzünü gösterdi bana.
Bir dosyada anne, çocuğunu aylarca okuldan almamıştı.
Bir diğerinde madde bağımlılığı iddiası vardı.
Bir başkasında ise psikolojik şiddet…
Avukat bir gün bana dönüp şöyle demişti:
“Mahkeme anneye ya da babaya değil, çocuğun güvenliğine bakar. Eğer anne çocuğun fiziksel ya da duygusal gelişimini riske atıyorsa, velayet ona verilmez.”
O an içimde garip bir boşluk oluştu. Çünkü “anne” kelimesi benim zihnimde hep güvenle eşleşirdi.
Ama hukuk dünyası, duygularla değil, gerçeklerle çalışıyordu.
Boşanmada Velayet ve Çocuğun Üstün Yararı
Buna da Göz Atın: Borsada korelasyon nedir ?
O gün öğrendiğim en önemli şey şuydu: Velayet kararlarında temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır.
Eğer anne;
Çocuğun bakımını ihmal ediyorsa
Psikolojik ya da fiziksel şiddet uyguluyorsa
Bağımlılık gibi çocuğun güvenliğini tehlikeye atan bir durum içindeyse
Ağır psikolojik rahatsızlık nedeniyle çocuğun bakımını sürdüremiyorsa
Ya da çocuğun eğitim ve gelişim ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa
mahkeme, velayeti anneye vermeyebilir.
Bu cümleleri ilk okuduğumda çok ağır gelmişti. Çünkü her biri bir hayat hikâyesiydi aslında.
Bir Duruşma Günü: Gerçekle Yüzleşme
Bir gün yine adliyedeydim. Bu kez daha yakından izliyordum.
Bir anne ve baba karşı karşıyaydı. Çocuk küçük bir odada, sosyal hizmet uzmanıyla bekliyordu.
Anne konuşurken sesi titriyordu:
“Ben çocuğumu bırakmadım… Sadece zor günler yaşadım.”
Baba ise sessizdi ama gözleri doluydu.
Hakim dosyayı inceliyor, raporları okuyordu. Ortada sadece iki insanın kavgası yoktu; bir çocuğun geleceği vardı.
Karar açıklandığında içimden bir şey çekildi sanki.
Velayet babaya verilmişti.
Ama o an kimse kazanan gibi hissetmiyordu.
Annenin yüzündeki ifade hâlâ aklımdan gitmiyor. Çünkü bazen hukuk doğru kararı verir ama kalpler yine de kırılır.
İçimdeki Çatışma: Adalet mi, Duygu mu?
O gece eve döndüğümde uzun süre pencereden dışarı baktım. Kayseri’nin sokak lambaları bile bana farklı görünüyordu.
Kendime defterimde şu soruyu yazdım:
“Bir anne çocuğundan ayrılabiliyorsa, hayat ne kadar adil olabilir?”
Ama sonra başka bir cümle geldi ardından:
“Bir çocuk güvende değilse, sevgi tek başına yeter mi?”
İşte en çok burada zorlandım.
Çünkü ben hep duygularla yaşayan biriyim. Ama hukuk bana şunu öğretti: bazen duygular, gerçeğin önüne geçmemeli.
Gerçeğe Yaklaşmak: Velayetin Görünmeyen Yüzü
Zamanla şunu fark ettim: velayet sadece bir “hak” değil, bir “sorumluluk”.
Ve bu sorumluluk yerine getirilemiyorsa, anne ya da baba olması fark etmiyor.
Bazen insanlar “anneye nasıl verilmez?” diye soruyor. Ama doğru soru aslında şu:
“Çocuk nerede daha güvende olur?”
Çünkü mahkeme bir tarafı cezalandırmaz; bir çocuğu korumaya çalışır.
Kayseri’nin Sessiz Gecesinde Bir Son Düşünce
Şimdi yine Elmalı Park’ın yanından geçerken aynı sorular kafamda dolaşıyor.
25 yaşındayım ve hâlâ her şeyi tam anlamıyla çözebilmiş değilim.
Ama şunu biliyorum: hayat sadece sevgiyle değil, sorumlulukla da şekilleniyor.
Defterime yazdığım son cümle hâlâ duruyor:
“Bazen bir annenin yanında olmamak, çocuğun hayatını kurtarabilir.”
Ve bu düşünce, ne kadar ağır olursa olsun, gerçek olmaktan vazgeçmiyor.
Okuyucularımıza “Boşanmada velayet hangi durumlarda anneye verilmez” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Morfiloyuncak ekibi olarak bizi okumaya devam edin!